Yazarın notu...

Merhaba sevgili okurum, aşağıda ilk öykü kitabım "Kesin bir şeyler olacak" yayınlanmadan önce internette yayınladığım öykülerim için yazdığım bir giriş yazısı var. 

Öykülerimin çoğunu bir internet sitesine koyup başına da bu giriş yazısını eklemiş ve niye öykülerimi internetten yayınladığımı açıklamaya çalışmıştım. Belli bir süre sonra bir yayınevinden teklif geldi, öykülerimin yarısını bir kitapta yayınladım.

Aradan geçen iki yılı aşkın bir zamandan sonra; ilk kitabın hem edebi hem de ticari durumunu tekrar bir gözden geçirip genel olarak ülkenin ve okuyucunun da durumunu gözönünde tutarak, ilk kitabımda yayınlamadığım öykülerimi burada yayınlamaya karar verdim. 

İlk kitabımın yayın hakları sözleşmesi 2014 yılının Kasım ayında biteceği için şimdilik yayınlanmış olan "Kesin bir şeyler olacak"ta yer alan öyküler bu sitede yok ama sözleşme bittiği anda yani bu yılın Kasım ayında onları da siteye ekleyeceğim... 

Şimdi sizi ilk kitabımın yayınlanmasından bir iki yıl önce internette yayınladığım öykülerimin başına eklediğim "yazarın notu" giriş yazısıyla baş başa bırakıyorum.


Yazarın notu;

Kendimi bildim bileli elime ne geçse okudum… Fakat okuduğum bu eserleri yazarak hayatı biraz daha çekilir kılanlara karşı da kendimi hep borçlu hissettim. Kendimi bu yükün altından kurtarmak için ben de yazmaya başladım. Biliyorum, tamamını asla ödeyemem ama beğenilen öykülerimin sayısı arttıkça, bu borcun az da olsa ödendiğini görerek mutlu olacağım.

Bu sitede yayınlanan öykülerim; Hece öykü, Kaçak yayın, Aylak gibi çeşitli dergilerde, İmgenet, Kahvemolası, Yazımhane, Dergi@Net, gibi internet sitelerinde ya da “Renkler, Öyküler” gibi çok yazarlı kitaplarda yayınlandı…

Kimi 1986′da kimi 2006′da yazılan bu öyküler; doğal olarak anlatımları, kurgu, içerik ve yazdığım andaki sahip olduğum dünya görüşleri ile birbirinden farklıdır. Dilbilgisi için gereken özeni göstermeme rağmen mutlaka gözümden kaçan yanlışlarım da vardır, bunun için şimdiden özür dilerim.

Edebiyatla uğraşan herkes gibi ben de yazarken üslup arayışlarına kapılıp, kurgu planlamalarına ve denenmemiş tarzda bir kaç şey yapmaya çalıştım. Bunlar, her ne kadar beğenilse de en çok sevdiklerim, günlük hayatta neşeli ya da düşünceli olduğum anlardaki konuşma tarzımla yazdıklarımdır… Fakat her bir öyküm bir çocuğum gibidir, hiçbirini de bırakmaya gönlüm razı olmaz. O yüzden bilinçli bir şekilde “öykü yazmak için oturup” da yazmaya başladığım 1986 ve 87 yıllarından kalma, yabancı yazarlardan oldukça etkilenerek yazdığım iki öykümü de buraya almadan edemedim.

Kimini işe gidip gelirken servis otobüsünde, kimini sabahlara kadar yanan ışıktan rahatsız olmasınlar diye mutfakta, kimini seslere tahammül edemediğim zamanlarda kendimi banyoya kapayıp çamaşır makinesinin üstünde tamamladım.

Öykülerim her ne kadar hayal gücümü yansıtsa da her öyküde mutlaka kendi yaşadıklarımdan bir kaç şey vardır. Bu öyküleri oluştururken tamamen hayal ürünü kurgulara yer vermem gibi gerçek olaylardan da yararlandığım doğrudur ama bunları asla kimseyi yermek, kırıp yaralamak ya da kendilerine hakaret etmek için yazmadım. Öykülerimdeki tüm isimlerin ve yerlerin gerçek hayattaki kişi ve yerlerle bir bağlantısı yoktur ve tamamen hayal ürünüdür…

Bir de itiraf etmeliyim ki uzun bir süre boyunca öykülerimi hep kitap haline getirmeyi düşündüm. Bir iki yayın evine de götürmedim değil. Fakat ülkemizde okurun ve yazarın ve hatta yayınevlerinin maddi durumları ortada. Bir kitabın yayınlanması için belli bir maliyetin gözden çıkarılması gerekiyor. Haydi diyelim bu maliyeti yayınevi karşıladı; bu sefer de haklı olarak, okurların genel ekonomik durumdan kaynaklanan satın alma gücünü düşünüyorlar. Bir yayıneviyle görüştüğünüz zaman, eseriniz beğenilmiş olsa ve onaylansa bile önünüze bir sürü engel çıkıyor.

Ekonomi bozuk, insanlar kitaba fazla para ayıramıyor, tanınmış biri olmadığınız için kitabınız satmaz.

Kitaplarınızın ilk basımı 500 adet bilemediniz 1000 adet oluyor. Fazla okura ulaşamaz.

Bütün kitapçılara dağıtılıp okura ulaşması için, dağıtım şirketleri yüksek oranda komisyon istiyor. Yayınevi bunu karşılayamaz. Kitabınızı arasalar bulamazlar…

Yayın evi kitabınızı yayınlayarak zaten bir masraf yapmış oluyor bir de dağıtım eklenince tanıtım için para ayırmak çok zor. Tanıtım için dergi, gazete ve çeşitli mecralara ilan vermek ise gerçekten büyük bir bütçe istiyor. Tanıtımı yapılmayan daha doğrusu böyle bir kitabın çıktığından haberi bile olmayan okura ulaşıp kitabın satılması ise çok zor…

Bu durumda kitap ancak çok meraklısı olursa, sizi başka bir yerde okumuşsa ya da belli bir dalda koleksiyon yapar gibi devamlı araştırma içinde olanlara ulaşmaktan başka pek bir okura ulaşamayacak demektir.

Zaten en iyi yazarların kitaplarında bile belli bir oranda iade olur eh demek ki sizde de olacak. 500 ya da 1000 adet basılan bir kitabın satılmayan yerlerden toplanıp depoya kaldırılması, hem edebi hem de ticari olarak tüm şansınızı da ortadan kaldıracaktır.

Her şeye rağmen uzun bir süre kitabın, kitap şeklinde basılması hayaliyle döndüm durdum. Ama ya tanıdıklarımız yoktu (ki tanıdık çevrenin kullanılabileceğini, magazin basınında ve hatta günlük gazetelerde istedikleri gibi haberlerini çıkarıp reklâm yaptıklarını vs. çok gördüm) ya da gerçekten iyi reklâm yaptırabileceğim basın çevresine karşı hep mesafeli olduğum için tercih edilmedim. Bu arada “Getir kitabını basalım, şu kadar paraya dağıtalım, şu kadar paraya da reklâmını yapalım.” diyenler de oldu, “Biz bu kitabı hemen basarız, yalnız sen zaten basının içindesin, bir rica etsen şöyle 10- 15 dergide kitabın tanıtımı yapılır, bunu garanti edebilirsen hemen basalım.” diyenler de. Tabii ki “Öyküleri beğendim, bu yayın evinden kitap basılacak olsa ilk kitap seninki olur, ama vallahi paramız yok.” diyen iyi niyetli dürüst insanlar da vardı. Neyse fazla uzatmayayım.

Sonunda düşündüm taşındım karar verdim: Ben bu kitabı yayınlansın diye böyle bekleye bekleye hiç yayınlayamayacağım ve yayınlansa da 500 tane 1000 tane yayınlanacak. Tanıtım yapılamayacak, reklam ilan verilemeyecek bir de bu kadar düşük sayıda basılan kitaplardan bile neredeyse yarısı (belki de yarıdan da fazlası) iade gelecek. Zaten emeği boş verdik, para falan düşünmüyoruz (Edebiyatla para kazanılsaydı Rıfat Ilgaz, Fakir Baykurt, Aziz Nesin, Yaşar Kemal gibi ustalar kazanırdı) bir de okuyucuya da ulaşamayacağız. Elimizde hatıra olarak bir kaç tane kitap kalacak ileride çoluk çocuğa göstermek için. Peki, bu mudur yazar olup yazdıklarınla, hayal gücünle, emeğinle yıllarını verip uğraşmanın karşılığı. Sonuçta okunmayan, bilinmeyen şeyler yazmak için mi uğraştım bu kadar? Demek ki amaç şöhret olmak değil, para kazanmak hiç değil sadece okura ulaşmak ve yazdıklarının okurla buluşması. O zaman, uygun şartları yerine getiremiyorsam, ille de kitabım basılsın diye uğraşmak pek mantıklı değil.

Bütün bunları göz önünde bulundurunca öykülerimin internette yayınlanması hiç de kötü bir şey değil. En azından şurada daha iki ayda belki de bir yılda ancak ulaşabileceğim kadar okurum oldu. Şimdi ben bunu niye 2000 yılında yapmadım diye çok pişmanım çünkü 2000 yılından beri içeriğinde edebiyata yer veren bir sürü internet sitesinde öykülerim zaten yayınlanıyordu. Sonuçta öyle ya da böyle artık burasını mekân edindim ve bundan sonra da yazdıklarımı buraya koymaya devam edeceğim. Maksat öykülerim okunsun, ruhum ve hayal gücüm diğer insanlara ulaşsın. Bu yolda bana vereceğiniz destek için şimdiden ne kadar teşekkür etsem azdır…


Bir insan niye okur, haydi okudu diyelim niye yazma ihtiyacı duyar? Bunların sebebi bana göre yalnızlıktır. Siz de kendinizi yalnız hissediyorsanız buyurun okumaya, anlatacak çok şeyim var.

2 yorum:

  1. Öykülerinizin hepsinin içinde olduğu e-kitap formatında bir kopyası var mıdır?

    YanıtlaSil
  2. yazdığım öykülerin yarısı burada online olarak, yarısı da Postiga Yayınları'ndan çıkan "Kesin bir şeyler olacak!" isimli kitabımda. Yayınevi ile yaptığım sözleşme bu yılın Kasım ayında bitecek ve o zaman kitaptakileri de buraya ekleyeceğim. İlginiz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil