Modern zamanlar ve heykeltraş mağara adamı…

Uzun bir aradan sonra ilk kez, kendisi ve ailesi için sığınabileceği güvenli bir mağara bulmuştu… Daha önceki gibi burada avlardan artanları ellerinden alamayacaklardı. Hem bu mağaranın duvarları daha parlaktı, girişinden içeri yansıyan ışığı taaa en diplere kadar iletiyordu.

Burasının kendilerine ait olduğunu gösterebilmek için yanında taşıdığı keskin taşın ucuyla, karısının meraklı bakışları altında duvara kendisinin karısının ve çocuğunun resimlerini çizdi. Bu hepsinin hoşuna gitmişti, burası artık onlarındı.

xxx

Önce okul kapısının camına asılmış olan sınav sonuçlarına bakmaya korkmuş, sonra bir cesaretle hızlıca gözlerini kâğıdın üstündeki listede gezdirmişti. Evet, korktuğu başına gelmiş, sınavı kazanamamıştı. İçindeki heyecan yerini üzüntüye bıraktı, yavaş yavaş tüm isimleri tek tek okudu, kendi ismini bulamadı… Üzüntüsünü gizlemeye çalışarak öğretmenini bulmak için okuldan içeri girdi…

xxx

Mağaradaki ilk gece büyük bir umut ve sevinç içinde birbirlerine sokularak uyudular. Günün ilk ışıklarıyla birlikte çocuk huysuzlanmaya başladı, karnı acıkmıştı. Adam bir önceki günün yorgunluğunu tam olarak üstünden atamamıştı, her ne kadar karısı bir kaç deri parçası ve çanaktan oluşan eşyalarını taşımasına yardım etse de çocuğu günlerden beridir hep o taşıyordu.

Zor da olsa kalktı, karısı da hemen arkasından uyanmıştı. Karısı, çocuğu ve karnını işaret ederek acıktıklarını belli etti. Adam avlanmak üzere keskin taşı yanına alarak yola koyuldu…

xxx

Öğretmeni odasında bir şeyler okurken buldu, yanına gidip “Günaydın” dedi. Öğretmen onu görür görmez kendisinin de üzüntülü olduğunu belirten bir hareket yaptı konuşmaya başladılar…

—Biliyorum, gördüm… Çok uğraşmışsın belli.

—O zaman?

—Ben senin daha iyi şeyler yapmanı beklerdim. Sanatsal ya da eleştirel bir şeyler…

—Bir yetenek sınavında benim bildiğim, diğer katılanlardan daha iyi olmak yeterlidir ama siz benim kendimi aşmamı bekliyorsunuz.

—Üzgünüm. Tek başıma karar veremiyorum.

—Peki eksiklerim nedir, ne yapmam gerekirdi?

—Bence oldukça iyiydi ama yeterince özgün değildi, yani kendine ait bir şeyler katmamışsın. Yoksa tasarı ve gerçekleştirme aşamalarında bir problemin yok. Binlerce yıl öncesini düşün “Mağaradaki adamı”. Sanat için değil bir şeyler anlatabilmek, kendinden bir şeyler aktarabilmek için mağaranın duvarlarına resim yapan adamı. Duygularını kullan

xxx

Adam uzunca bir süre yürüdü, gördüğü her ağacı kontrol edip toplayabildiği tüm yiyecekleri toplamaya başladı. Yanındaki deri torba meyvelerle dolmuştu, geri dönerken bir kaç tanesini kendisi yedi.

Karısı ve çocuğu mağaranın kapısına yakın bir yerde, otların arasında saklanmış kendisini bekliyorlardı. Önce çocuk annesinin yanında saklandığı yerden babasına doğru koştu ardından kadın.

Annesi, çocuğun sevinçli ve hırslı bir şekilde deri torbayı babasından almaya çalışmasını seyretti. Çocuk meyveleri alıp yere oturdu ve yemeye başladı. Adam torbada kalanları karısına uzattı, kadın gülerek elmalardan birini ısırdı, hep beraber mağaraya girdiler…

xxx

Öğretmeninin neler anlatmaya çalıştığını biliyordu. Tüm bunları göz önünde bulundurarak çalışmış ve neredeyse canlı gibi duran bir heykel yapmıştı…

Kendisinin bu kadar başarılı olmasına karşın sınavı geçememesini anlayamıyordu, hele bir de şu kibritleri işleyerek mikro heykelcikler yapan kızın geçmesine hiç bir anlam verememişti…

Heykeltraş olabilmek için bu kadar çabanın sonunda bir kız çıkıp kibritleri yontsun ve sen kal, olacak iş değil… Eve dönerken artık kendisine yeni yöntemler ya da malzemeler bulması gerektiğini biliyordu…

Eve geldiğinde heykelle ilgili bütün kitaplarını odanın ortasına döktü ve hemen kâğıt kaleme sarılarak notlar almaya başladı. Sorun öğretmenin de söylediği gibi özgünlükteydi.

Kendine özgü bir şeyler katabilirsen işte heykel o zaman heykel oluyor ve malzeme bunu tamamen etkileyen en büyük etken. Şu malzemeleri bir kez daha gözden geçirelim. Öyle bir şey bulmalıyım ki kimse daha önce kullanmamış olsun diye düşünmeye başladı…

xxx

Adam mağaraya çizdiği resimlerin yanına gitti, karısı ve çocuğu onu izliyordu. Son kalan elmayı eline alan adam, bunu çocuğun resminin üzerine, tam eline denk gelecek şekilde duvara dayadı. Elmanın yanına sivri uçlu taşı bitiştirdi ve elmanın etrafında iz bırakacak şekilde küçük bir daire çizdi… Bu buluşundan dolayı çok sevinmişti karısına baktı, hem karısı hem çocuğu hayretle resme eklenen elmaya bakıyorlardı…

xxx

Ders kitaplarında, arada gözden kaçmış bir şeyler olabilir umuduyla her şeyi satır satır, tekrar tekrar okuyordu: Bernini, Degas, Michelangelo… Klasik dönemin en büyük ustaları ve eserleri, Paris alçısı denen kalsiyum sülfat, Parthenon tapınağındaki “Athena” heykelini yapan Phidias, plastik levhalar, ince metal çubukları ile Naum Gabo ve Rönesans’tan beri büyük heykelleri ayakta tutan heykel iskeletleri…

Kafası iyice karışmış işin içinden iyice çıkamaz olmuştu. Yeteneğine ve yaratıcılığına çok güvenmesine rağmen malzeme yönünden oldukça sıkıntı çekiyordu. Kilden yapılan ana modelden alçı kalıp almakta öğretmenlerini şaşırtacak kadar kusursuz bir titizlikle çalışıyordu ama asıl, malzemeden heykel elde etmekte kullanılan “Nokta makinesi”ni hiç görmemişti bile…

xxx

Adam yine karısı ve çocuğu için yiyecek bulmaya gitmişti. Mağaradan epey uzaklaşınca karşılaştığı manzara ile olduğu yerde öylece kalakaldı. Her yer meyve ağaçlarıyla doluydu her çeşit meyve vardı öyle ki hangisini toplayacağını şaşırdı. İlk şaşkınlıkla topladıklarını tekrar yere boşalttı.

Karısını ve çocuğunu buraya getirmeli onlara da bu mucizevi güzellikteki besin kaynağını göstermeliydi…

Heyecanla mağaraya doğru koşmaya başladı, bir süre sonra yorulunca yavaşladı. Mağaranın bulunduğu tepeye yaklaştığında ise yorgunluktan hızı kesilmiş gücü tükenmek üzereydi. Hiç bu kadar uzun süre dinlenmeden koşmamıştı.

İşte tam bu sırada duyduğu çok şiddetli bir çığlıkla kendini toparlayıp merak ve korkuyla etrafı dinlemeye başladı.

xxx

Uykusuz gecelerin ardından, tüm öğrendiklerinin kafasını gittikçe daha da karıştırdığını düşünüp her şeyi unutmayı denedi. Kendini bir gecede tüm servetini yitiren şanssız kumarbazlar gibi hissediyordu ki teorik olarak heykelle ilgili en önemli kozlarını henüz kaybetmediğini fark etti: Mekân ve kütle en önemli iki öğe…

Birden beyninde şimşekler çaktı, delice gülmeye başladı… Mekân evrendeki en olağanüstü yapı olan “insan” kütle ise doğrudan eleştirel bir fikir olacaktı… Artık ne yapacağını bilmenin getirdiği güvenle rahatlamış olarak derin bir uykuya dalıp günlerce süren yorucu döneme bir son vermişti…

xxx

Çığlık ve diğer sesler mağaradan, yani karısınla çocuğundan geliyordu… Bu olayın etkisiyle yeniden güç toplayıp koşa koşa mağaranın ağzına doğru tırmanmaya başladı.
Tepeye varınca olduğu yerde donup kaldı. Elleri yana düştü, ayakları iyice yavaşladı o güne kadar hiç bilmediği ve tanımadığı bir acı tam göğsünün ortasına saplandı.

Çocuğu, o minik şirin yavrusu, yerde kanlar içinde hareketsizce yatıyordu, kadınsa bağırarak çığlıklar atmaktan vazgeçmiş, minik yavrusunun üstüne eğilip son bir umutla çocuğuna bakıyordu.

Adam çevresini inceleyince ayak izlerinden bunu puma ya da aslan benzeri bir hayvanın yaptığını anladı… Bu korkunç olayın ardından günler geçmişti. Karısının üzüntüsünü dindirmenin yollarını arayan adam, bir türlü başarılı olamamakla beraber, taşımakta zorlandığı kendi üzüntüsünün üzerine bir de gözü yaşlı karısının üzüntüsünü eklemişti.

Yine bir gün böyle düşünceli bir şekilde mağarada otururken birden aklına bir şey geldi. Hızla yerinden kalktı. Ucu sivri taşı bulup önceden mağaranın duvarına çizdiği oğlunun resminin kenarlarını oymaya başladı.

Kadın bir an da olsa üzüntüsünü unutmuş, merakla adamı izliyordu. Adam ter içinde kalmış ama saatlerce süren çalışmanın sonunda, duvardan oyup koparttığı resimli parçayı, hiç bozmadan çıkarmayı becermişti…

Bu arkaik heykeli özenle taşıyarak gidip mağaranın girişine yere dikti… Avdan her dönüşünde oğulları artık kapının önünde hep onu bekliyor olacaktı…

xxx

Okulun sınav salonu ilk kez böyle bir çalışmaya tanık oluyordu… Modern sanat adına yapılacak her şeyin normal karşılandığı günümüzde, ilginç olabilecek sanatsal çalışmalar artık kimseyi şaşırtmıyordu ama bu seferki gerçekten başkaydı…

Genç bir öğrenci, hayvanları yiyecek olarak tüketmemizi toplu katliam olarak görüp bunu eleştirel bir yolla bize aktaracaktı. Yuttuğumuz her lokmanın aslında masum bir hayvana ait olduğunu gösterebilmek için, çok küçük heykeller yapıp sonra bunları yutarak vücudunda taşıyacaktı… Karanlık bir odada vücuduna tutulan “X” ışınlarıyla da yuttuğu sanat eserlerini özel bir düzenekle izleyenlere gösterecekti.

(Öykü - Tarkan ikizler)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder