Bir otobüs yolculuğu... Ya da “Göz yanılması”…

(*sevgili okuyucularıma “bisküvi” kelimesini benim “püsküüt” olarak telaffuz ettiğimi bildirmekte fayda görüyorum.)


Şehirlerarası otobüsteyim, muavinimizin “On dakika sonra mola vereceğiz.” demesinin üzerinden yarım saat geçti. Hâlâ mola yerine gelemedik ve dışarıdaki karanlık, yavaş yavaş yerini hafif bir laciverde bırakmak üzere aydınlanmaya başladı.

Noktaları görüyor musunuz?
Siyah karelerle beyaz olanların kesiştiği yerde gri noktalar göreceksiniz. Aslında orada olmayan bu gri noktalar, gözümüzde bulunan “Işık alan hücreler”in beynimizde yarattığı aldatıcı bir görüntü. Tam anlamıyla göz yanılması…

Elimdeki kartta böyle yazıyor, yazının üstünde de bir çizim var; dört tane siyah kareyi yan yana dizmişler, böyle dört sırayı da üst üste koymuşlar ve aralarındaki beyaz boşluklar kendiliğinden bir ızgara oluşturmuş.

Son molada sabaha kadar okuyacak bir şeyler olsun diye aldığım “Bilim Çocuk” dergisinin küçük okuyucularına verdiği kartlar bunlar. Bu saate kadar sıkıntıdan dergiyi neredeyse iki kez okudum.

Dergiyi bir kenara bırakınca elimde bir tek bu kartlar kaldı. Evirip çevirip bakıp duruyorum, “Göz yanılmaları” serisiymiş… Ben “yanılsama” olarak bilirdim ama ısrarla her defasında “yanılma” olarak kullanmışlar. Bir bildikleri vardır herhalde.

Göz yanılması nedir?
Duyu organlarımız pek çok alanda yanılabilirler. Bunlar arasında göz yanılmaları en ilgi çekici olanı. Duyu organları uyaranlara yanıt verirken değişik uyum aşamalarından geçer. Bu da yanılmaların önemli bir nedenidir.

Her birine ayrı ayrı resimler çizmelerine rağmen aralarından anlayamadıklarım da oluyor, o zaman gözlerimi kısıp daha bir dikkatli bakıyorum. Böyle de anlayamazsam gözlerimi şaşı yapıp bir kez daha deniyorum.

Otobüsün yetersiz loş ışıklarından iyice yorulan gözlerimi şaşılığından kurtarıp eski haline getirmek için de yanımda oturan teyzenin başının üstünden dışarıya bakıyorum. Ara sıra teyzeyle göz göze geldiğimiz de oluyor.

Böyle durumlarda teyze önce benim şaşı gözlere bakıp bir “Fesuphanallah!” çekiyor, sonra da başını cama doğru çevirip ilgilenmiyormuş gibi yapıyor ama olsun... Teyzenin camdan yansıyan yüzü ayrıntılar kaybolduğu için gerçek halinden daha genç duruyor.

Genç mi, yaşlı mı?
Resimde biri genç, biri yaşlı iki kadın var. Göz yanılmalarının en bilinenlerinden biri olan bu resimdeki kadınlardan siz ilk hangisini gördünüz?

Otobüsün şoförü radyoyu açıyor ve daha ne çaldığını anlayamadan mikrofondan araya giriyor; “Sayın yolcularımız firmamızın tesislerinde 15 dakikalık ihtiyaç molası veriyoruz. Çay içmek isteyenler lütfen para vermesin, çaylar şirkettendir.” Otobüs sağ tarafta ancak yarısı tamamlanmış küçük bir binaya doğru yaklaşıyor.

Hiç böyle şelale olur mu?
Maurits Cornelis Escher resimlerinde göz yanılmaları kullanmasıyla ünlü bir ressam. Resimdeki gibi bir bina ancak kağıt üzerinde iki boyutlu olarak mümkün olabilir. Gerçek hayattaysa böyle bir binaya rastlamak olası değil.

“Çaylar şirketten.” lafını duyan kapıya yığıldı. İtiş kakış, herkes çay ocağının önünde. Bu kalabalığa girmemek için önce bir paket *bisküvi alıp, henüz boşken masalardan yer kapmanın daha doğru olacağını düşündüm.

Büfeden bisküviyi alıp açtım, içinden bir tanesini ağzıma atıp paketi ve kedi yavrusu gibi hep yanımda taşıdığım sırt çantamı boş masalardan birinin üzerine koydum.

Evet, artık buranın bir sahibi var. Sırt çantam benim için masada yer tutarken ben de çay ocağına gidiyorum. Sabanın köründe gereğinden fazla neşeli bir çaycı anlamsızca yüzüme bakıyor.

Resimde ne görüyorsunuz?
Bu resime baktığınızda ilk gördüğünüz ne? Bir kadın mı, yoksa birbirine bakan iki yüz mü? Zemin rengi olarak siyahı ya da beyazı seçmenize göre ilk gördüğünüz şekil farklı olabiliyor.

Önümdeki tepsiye dizilmiş bardakları işaret edip “Bir çay lütfen... Otobüstenim...” diyorum. “Şirketten” çay alabilmek için “Otobüstenim” lafını bulmam bana çok saçma geliyor ama çaycı allahın dağında, bu saatte, “Zeplinden” olsam bile umursamayacak bir neşeyle başını sallayıp “Tamam abi.” diyor.

Çayımı alıp arkama bir dönüyorum ki benim masaya biri oturmuş. Masaya yaklaşırken önce “Her yer kalabalık, olabilir...” diye düşünüyorum fakat sandalyeyi çekip bardağı masaya koyarken acı gerçeği fark ediyorum. Adam benim bisküvi paketini almış bir güzel çayına batıra batıra yiyor.

Bu bir daire mi?
Resimdeki birbirine paralel bu çizgileri bir daire olarak görüyoruz. Çünkü beynimiz çemberi tamamlamış gibi algılıyor.

Önce biraz şaşırdım ama sonra ne diyeceğimi düşünmem gerektiğine karar verdim; Hiçbir şey demeyecektim. Sonuçta, alt tarafı bir paket bisküvi. Bir yandan kızdım ama bir yandan da adamın sakinliği hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çayımı karıştırırken gözlerimi gözlerinden ayırmamam dikkatini çekmiş olmalı ki o da artık hiç aralıksız bana bakıyor.

Kayıp dilim nerede?
Resimde bir kalıp peynir görülüyor. Ne var ki bir dilimi eksik. Peki kayıp dilim nerede?

Şimdi sıra bende, çayımdan bir yudum alıp hiçbir şey yokmuş gibi adamın elindeki pakete uzanıyorum. Paketten bir tane bisküvi alıp ağzıma atıyorum üstüne de bir yudum çay daha...

Eğri mi, doğru mu?
Resimdeki çizgiler ilk bakışta size eğri büğrü görünebilir. Bir kez daha bakın çizgilerin aslında birbirine paralel olduklarını fark edeceksiniz.

Ben adama, adam bana bakıyor ama tek kelime konuşmuyoruz. Göz kırpıp ne iş dercesine başımı sallıyorum. Kaşlarımı kaldırıp, kafamı ileri iterek bisküvi paketini işaret ediyorum adam da aynısını bana yapıyor.

“Ne acayip insanlar var şu dünyada.” diyen hafif bir gülümsemeyle başımı sallayarak adama bakıyorum. Kafasını yana çevirerek bir elini hafifçe havaya kaldırıp, derin bir iç çekiyor. Derken bisküviden bir tane daha alıyor, ben durur muyum? Hemen ben de bir tane alıyorum. İş, istemeden sıraya biniyor. Bir bisküvi bir çay, bir o bir ben. Sanki elimizden alacaklar da çabuk bitirmeye çalışıyormuşuz gibi.

Adam birden yerinden fırlayıp ayağa kalkıyor, ben de peşinden... Sandalyelerin ayaklarından çıkan sürtünme sesleri ortamı biraz gerse de ikimiz de birbirimize sadece sinirli sinirli gülmekle yetiniyoruz.

Bisküvi ortada, ikimiz masanın iki yanında, ikimizin de önünde çay bardakları, ayakta devam ediyoruz; bir bisküvi, bir çay, bir bisküvi... İkimiz de kıpkırmızı olmuşuz.

Hangisi daha parlak?
Birbirini kesen bu iki sıradaki kırmızı noktaların hangisi daha parlak dersiniz? Aslında bütün kırmızıların tonu aynı. Onları çevreleyen beyaz ve yeşil bölgeler, renklerini farklıymış gibi algılamamıza neden oluyor.

Ben artık bu anlamsız oyunu bitirmek için duruyorum. Sırt çantamı alıp otobüse döneceğim. Çantayı masadan alıyorum ama almamla birlikte başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyor. Çanta eğile eğile bisküvi paketinin üstüne doğru yatıp paketin üstünü kapatmış. Benim bisküviler olduğu gibi duruyor.

Hangi hayvan?
Resime baktığınızda gördüğünüz hayvan ne? Bu resimde iki hayvan görmek mümkün. Bir eşek, bir fok.

Adam da, ben de neler olup bittiğini bir anda anlıyoruz. Ben rezil olmuş bir vaziyette kırk kez özür diliyorum. Adam da; “Ben de ne oluyor böyle... Allah, allah… Yok, istesen zaten veririm... Kendi malı gibi hiç de çekinmiyor diyorum.” diyor.

Utana sıkıla “Siz de aynısını almışsınız...” diyebiliyorum ancak.

Yanılmaların pek çoğu beynin, duyu verilerini yorumlarken yaşadığı alışkanlıklardan kaynaklanır. Söz gelimi sinema bu tür bir yanılmanın sonucu olarak görüntüleri hareketliymiş gibi algılamamızı sağlar.

Valla çok merak ettim, gidince ilk fırsatta bu “Bilim Çocuk” u telefonla arayıp soracağım; “Bu yanılmalarda, hiç mi aptallığın payı yok be kardeşim?”

Otobüse biniyoruz, adam önlerde bir yerlerde oturuyor. Birbirimize iyi yolculuklar diliyoruz. Ben yine teyzeyi bulup yanına oturuyorum. Otobüs hareket ederken gayriihtiyarî teyzeye “Yanlışlıkla adamın bisküvisini yedim.” diyorum. Teyze bütün gece bu anı beklemiş gibi cevabı yapıştırıyor: “Böyle sabaha kadar ikide bir gözlerini şaşı yapıp durursan, her boku yersin evladım!”

Koyu yazılmış olan satırlar Tübitak Bilim Çocuk Dergisi’nin 2002 yılının Aralık sayısında verilen “Göz Yanılmaları Kartları”ndan aynen alınmıştır.

(Öykü - Tarkan İkizler)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder